|~Pc kopat 2oo8~|| HACKİNG ,SECURİTY,PROGRAMLAMA,PROGRAM,İNTERNET ERİŞiMİ ,PAYLAŞIM PORTALI

BİLGİSAYAR, WEB PROGRAMLAMA,İNTERNET ERİŞİMİ, PROGRAMLAMA VE PC BAKIM, DONANIM, PC GÜVENLİK SUNUCU YOLU
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Ulubatli Hasan

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
XabrkX
Admin
Admin
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 573
Nerden : NOLDU BİZEMİ GELCEN ? :D :D
Lakap : ******kaRİZma*******
RUH HALİ :
SADECE BU KONUDA AŞAĞIDAKİ KADAR TEŞEKKÜR EDİLDİ : <div class="js-kit-rating" view="score"path="" title="" permalink=""></div><script src="http://js-kit.com/ratings.js"></script>
TAKIM :
Kayıt tarihi : 09/07/08

MesajKonu: Ulubatli Hasan   Salı Ağus. 26, 2008 5:35 am

Ulubatlı Hasan, İstanbul surları üzerinde ilk Türk sancağını dikerken
şehit düşen yiğit askerdir. 1428 yılında Bursa'nın Ulubat köyünde
doğdu. Fatih Sultan Mehmet'in kumandasında Ordu-yı Hümayun'a asker
olarak İstanbul kuşatmasına katıldı. 1453 yılındaki büyük taarruz
sırasında İstanbul surları üzerine ilk Türk sancağını dikerken şehit
düştü. Fethin bayraklaşmış bir kahramanı olarak adı beş yüz yıldan beri
gönüllerde yaşar. Ulubat'ta adına dikilmiş bir anıt vardır.

İstanbul tam 53 günden beri muhasara altındaydı. 23 yaşındaki genç
padişah ve dâhi kumandan II. Mehmet Han, bu süre içinde gösterdiği akıl
almaz askerlik mucizeleriyle Bizanslıları şaşkına çevirmişti. Koca
Bizans İmparatorluğu çatırdıyordu. Son günlerini yaşıyordu. Artık
belliydi bu.

28 Mayısı 29 Mayısa bağlayan gecenin sabahına doğru, mehter
“gülbanklar” vurmaya koyulmuş ve Bizans surlarının karşısındaki
ordugâhta hummalı bir faaliyet başlamıştı. Ulu Hâkan, hücum emrini
vermişti. O akşamki tarihî nutku bütün askerin kulaklarında çınlıyordu:

– Ey benim paşalarım, ağalarım, beylerim! Bu şehr-i Konstantiniye
cenginde silâh arkadaşlarım, yiğitlerim! Sizleri buraya,
kararlaştırdığım umumî taarruzda şimdiye kadar gösterdiğinizden daha
büyük fedakârlık ve cesaret istemek için topladım. Cihanda ün salmış
bir şehri zaptedeceksiniz. Şehr-i Konstantiniye'de mahalle mahalle, bu
şehri zapteden kahramanlar olarak adınız şan ve şerefle anılacaktır...

Asker, Peygamberimizin, şüheda için en büyük cennet makamını
müjdelediği zafere ve bu zaferin uğrunda şehitlik şerbeti içmeye
susamıştı.

Beyaz atının üzerindeki genç kumandan, kılıcını çekmiş, davudî sesiyle âdeta gürlüyordu:

– Evlâtlarım, yiğitlerim, şahbazlarım, yürüyün... Zafer sizindir ...

Asker, saflar halinde atılıyordu. 53 günden beri o mucize topların döve
döve hamurlaştırdığı surların üzerine doğru yüklenen bir insan seli
vardı. “Allah Allah” sesleri bir uğultu halinde semâyı kaplıyordu. On
binlerce meşalenin sarı aydınlığı üstüne, henüz güneş doğmamıştı.
Serdengeçtiler, surların, kalelerin üzerine yalın kılıç atılıyorlardı.
Kalelerden, surlardan taş yağıyordu. Ok yağıyordu. Kızgın yağ ve alev
alev yanan katran yağıyordu.

Sultan Mehmet Han, kahraman ordusuyla ve olanca ağırlığıyla
yükleniyordu Bizans surlarının üzerine... Serdengeçtileri fedaîler,
fedaîleri de başıbozuk askerler takip etmişti...

Tanyeri ağarırken sıra üçüncü safa gelmişti. Üçüncü hücum kolunu, ordunun en seçkin askerleri teşkil etmekteydi.

Bursa'nın Ulubat köyünden Hasan da vardı bu safın arasında. Ordunun
bayraktarıydı. Bir elinde kılıcı, bir elinde sancağı şahlanmıştı... Ve
kulaklarında Sultan Mehmet Han'ın bir akşam evvel irad ettiği büyük
nutkun sözleri tane tane uğulduyordu:

– Surlar vakıa bir harabe haline gelmiştir amma, surlar üzerine
atılacak yiğitler büyük bir tehlike ile karşılaşacaklardır. Maharetimiz
ve cesaretimiz her şeyin üstündedir. Zafer rüzgârı bizden yana
esecektir. Konstantiniye bizim olacaktır...

Bursa'nın Ulubat köyünden bayraktar Hasan da yaklaşmıştı surların
üzerine. İri parmaklarıyla gönderini sımsıkı kavradığı şanlı bayrağı,
elindeki o kutsal emaneti mutlaka surların üzerine dikmeyi aklına
koymuştu Hasan. Hilâlli sancağın surların üzerinde dalgalandığı anda
düşman için her şeyin bitmiş olacağına inanıyordu.

Bir fırsatını buldu Ulubatlı Hasan. Elindeki kılıcını savurarak sur
harabeleri üzerine doğru atıldı. Birkaç yiğit de kendisini takip
etmişlerdi. Hasan en önde idi. Bir yandan kılıcını sallıyor, bir yandan
da hilâlli sancağı gözlerini diktiği burca doğru ulaştırmaya
çalışıyordu.

Bu cehennem ateşinin ortasında, koç yiğitler yiğidi Hasan, Eğrikapı
tarafındaki burcun üzerine çıkmayı başardı. Sancağı dikti o burcun
üzerine. Fakat aynı anda mancınıkla atılan büyük bir taşın ağırlığı
altında dizleri üstüne düşüverdi. Doğrulmaya çalıştı. Fakat aynı anda
üstüne belki otuz, belki kırk ok birden yağdı. Oracıkta yere
yığılıverdi.

Peçevî'nin ünlü tarihinde “Adem ejderhası” olarak vasıflandırdığı dev
cüsseli yiğit Ulubatlı Hasan'ın diktiği sancak, o anda Bizans'ın tüm
ümidini yitirivermişti. Türkün bayrağı ve yeniçerinin serpuşu artık
surların üzerinde idi. Elli üç günlük direnişi kökünden tüketen an
gelmişti. Öte yandan sancağın Bizans surları üzerinde dalgalandığını
gören Türk askeri coşmuş ve bir ok gibi atılmıştı ileri.

Nihayet Hazret-i Peygamberimizin müjdelediği tarihî ve kutsal an gelip
çatmıştı. 23 yaşındaki Sultan Mehmet Han secdeye gelerek Ulu Tanrıya
şükretti. O andan itibaren genç hükümdar ve kumandan “Fâtih” unvanını
da almış oluyordu...

_________________




*****Gec€LerİN ADmiNİ*****
XabrkX
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.pckopat.forumn.biz
 
Ulubatli Hasan
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
|~Pc kopat 2oo8~|| HACKİNG ,SECURİTY,PROGRAMLAMA,PROGRAM,İNTERNET ERİŞiMİ ,PAYLAŞIM PORTALI :: TÜRK OLMAK :: TARİHİ BÜYÜKLERİMİZ-
Buraya geçin: